Kısa ama Rengarenk Bir Balat Gezisi…

Amacım duvarın fotoğrafını çekmekti.  Evinin camından dışarıyı seyreden teyze de ne güzel yakışmıştı bu pembe duvara.  “Sizi de çekebilir miyim?” diye sordum.
“Bulmuşun Çağla Şeker gibi karıyı çekicen tabi” dedi.

Lonca - "Çukur" da bir duvar
Lonca – “Çukur” da bir duvar

Cumbalı evleri, karmaşası, damdan dama rengarenk çamaşırları ve rengarenk insanları ve koca koca anılar yaşamış, yorgun ve görkemli yapılarıyla tadına doyulmaz bir Balat gezisi yaptık.

kirmizifincan.com’a  yazmak için değil, gezmek için gittim  Balat’a, bu yüzden her yerini gezecek zamanımız ve hareket planımız yoktu ama bir günde öyle çok yer, insan ve olay gördük ki mutlu olmamıza yetti. “Gitmeyeniniz varsa gidin görün, şaşırın, eğlenin, gözünüz gönlünüz, mideniz doysun” diye bu güzel günü paylaşmak istedim.

Balat, Haliç kıyısında, Fatih semtine bağlı, Fener ve Ayvansaray semtleri ile komşu.  En kolay Eminönü’nden gidiliyor.

Evler Arası Rengarek Çamaşırlar

Daha Balat’a doğru yürürken, henüz semte adım atmamışken, evden eve makara sistemiyle asılmış çamaşırları görmeye başladık. Sokakların süsleri olmuşlar, rüzgarla rengarek savruluyorlardı.  Farklı bir yerde, farklı bir kültürdeydik.  Tüm gezimiz boyunca sokaklarda, bu doğal ve neşeli süsleri görecektik.

Balat'ta evler arası çamaşırlar
Balat’ta evler arası çamaşırlar

Balat’ı eşim uzaktan gösterirken “Bak şu kırmızı kubbeli binalar var ya orası” demişti. Uzaktan bile yapıya hayran olmuştum.   Bu kırmızı binanın yanına yaklaştıkça şaşırıyor insan.  Ancak hikayesini okuyunca nasıl bir tarih yaşadığını hayal edebiliyor.  Bu bina Kırmızı Mekteb ya da Mekteb-i kebir olarak bilinen Özel Fener Rum Lisesi ve İlköğretim okulu.  1453 yılında İstanbul’un fethi sonrasında 1454 yılında Ortodoksların kendi dillerinde eğitimlerinin sağlanması amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından, kurulması emredilmiş.  Aslında bu girişten de anlaşılacağı gibi  Balat, vaktiyle Rumların çoğunlukla oturduğu bir semtmiş, Osmanlı zamanında Yahudiler de çokça yerleşmişler. Yani tarihi boyunca bir kültür zenginliği taşımış.  Fatih Sultan Mehmet, sadece bu okulda değil, tüm bölgede insanların kültür ve inançlarına dokunulmamasını, özgürlüklerinin din ile baskılanmamasını sağlamış.

Okulun içini gezemedik çünkü görkemine ve 3020 metrekare kullanım alanına sahip kapasitesine rağmen sadece otuz kadar (oradaki gençlerden aldığımız bilgiye göre) öğrencisi olan aktif bir okul.  Öğrenci sayısı maalesef giderek azalmış.  Tüm hikayesi için oralara gitmeniz şart 🙂

Kızıl Mekteb
Özel Fener Rum Lisesi ve İlköğretim Okulu 

Karnımız acıkmaya başladığında bir sürü yeni açılmış, nostaljik, modern, şık, samimi ama illa ki sevimli cafe restaurant arasından kolayına kaçıp tripadvisor’a bakarak Forno’yu seçtik. Ne de güzel yapmışız.

“Ben yerleri insanları ile severim”

Forno’nun çalışanları sizi gülümsetiyor.  Yediğimiz lahmacun ve mantarlı pizza da lezizdi tabi ki ve mekan da rahat, sevimli, huzur veren bir mekan, bunlar çok güzel.  Çalışanlar ise istekli ve ilgili olarak bilgiler veriyorlar (bir mekanı güzel kılan aslında emek verenleri).  Kruvasanı çok ünlüymüş dedik. “Aaaa lütfen deneyin” dediler, tattırdılar. Çünkü çalıştıkları yer ve ürünler ile gurur duyuyorlar.

Balat Forno İç Mekan
Balat Forno İç Mekan
Balat Forno – Lahmacun
Balat Forna – Pizza
Forno’nun Organik Kayısılı Özel Suflesi
Forno’nun Organik Kayısılı Özel Suflesi, kaşıklanmış 🙂

Yemeğin sonunda Forno’nun Organik Kayısılı Özel Suflesi’ni yedik. Bildiğiniz çikolata suflenin kayısılısı.   Genelde çikolatalı tatlıları tercih etmeme rağmen bu tercihimden çok memnun kaldım. Gerçekten çok lezzetliydi.

Tatlımızı yedik, tıka basa doyduk ama önümüze çıkan küçücük neşeli dondurma dükkanında servis yapan, o sıcakta uzun kollu gömlek üzerine şık yeleğini giymiş, İtalyan kasabalarında geçen filmlerden fırlamış oğlan çocuğunu görünce dondurma da yemek zorunda kaldım.  Çocuğun asaleti, güzelliği, duruşu gerçek gibi değildi.  Dondurma servisi yapmadığı zamanlarda defterine notlar alıyordu. Ne işletmecinin ne de çalışanların çocuğuymuş.  Kendi istemiş, gelmiş çalışıp harçlığını çıkarıyormuş.  Dondurmamızı MUA ‘da yedik böylece.  Belçika kurabiyelisine bayıldım, tavsiye ederim.

Balat Mua Dondurmacısı ve muhteşem elemanı
Fener Rum Patrikhanesi
Fener Rum Patrikhanesi İçi

Ben heyecanlıyım, gezecek çok yer var.  Fener Rum Patrikhanesi çok yakınımızdaydı, oraya doğru yürümeye başladık.Kapıdan içeriye girdiğimizde bir görevlinin ayin yapar edasıyla kumların üzerinde erimiş dilek mumları parçacıklarını temizlediğini gördük.  İşini yavaş yavaş yapıyordu.  Adamın hareketleri patrikhanenin o eski, tozlu, görkemli tarihi kokusuna çok uyuyordu.  İç alan oldukça görkemliydi ve huzur vericiydi.

Daha çok sokakları dolaşmaya geldiğimiz için sokaklara vurduk yine kendimizi.  Bir çok eskici ve antikacıdan birinde mezat vardı.  Girip biraz seyrettik.

Balat Müzayede

Çıktık, bilinçsizce oradan oraya yürürken çok güzel bir müzik bizi ufak bir pasaj içindeki plak dükkanına sürükledi.  Ertha Kitt’den “Üsküdar’a gider iken” çalıyordu.

Sizin de dinlemenizi isterim:  Burayı tıklayarak dinleyebilirsiniz. Hele hele 1.43’üncü saniyeden sonrası muhteşem. Ertha Kitt burada Türkçe bilmeyenlere şarkının anlamını ingilizce anlatıyor. Doyum olmaz dinlemeye… İçeriye girdik, biraz müzik biraz göz ziyafeti çektikten sonra yine çıktık sokaklara.

Sevda Gazozcusu, Merkez Şekercisi 

Sevda Gazozcusu Balat

Bir plakçı, bir antikacı, bir gazozcu dükkanı ve bir şekerci dükkanı bu sokakları gerçek dışı yapacak kadar güzel olabiliyordu. Sevda gazozlarında tüm Türkiye’den unuttuğumuz,  ya da çok da iyi hatırladığımız birçok gazoz satılıyordu. İçmelik ve seyirlik…

Balat Merkez Şekercisi ise şeker çeşitleri ve sunumlarıyla sizi direkt çocukluğunuza sürüklüyordu.

Balat Merkez Şekercisi
Agora Meyhanesi
Agora Meyhanesi 2
Agora Meyhanesi 3

Tabi ağzım açık, sevgi ve özlemle duvarlarındaki resimlerini seyrettiğim Agora Meyhanesi’ne girdik.  Hepsi buradaydı, Münir Özkul, Turist Ömer, Kemal Sunal… Ne güzel yermiş, tevekkeli değil harika bir şarkının mekanı oluvermiş. Oradaki beyefendi iki yüz seksene yakın filmin bu mekanda çekildiğin söyledi.

Biraz daha dolaştık sokaklarını Balat’ın… Her sokakta rengarenk çamaşırlar, cumbalı bazısı yeni dekore edilmiş, bazısı dokunsan yıkılacak evler, azca turist ama yerli turist, bolca konu komşu, kapıda çekirdek çitleyenler, oyun oynayan çocuklar, polis arabası, yokuşlar yokuşlar, sokağın ortasında kanepe… rengarenk rengarek bir semt…

Balat Cumbalı evler
Balat Bir sokak vardı
Balat Evler ve Çamaşırlar
Balat, Kanepe, Polis, Sokak
Balat Kafeler, evler

Ve LONCA Namıdiğer “ÇUKUR”

Buraya kadar gelmişken Çukur dizisinin çekildiği asıl adı Lonca olan bölgeye gitmeden olmaz.  Ben Çukur’u denk gelebildiğimde seyrediyorum.  Beğendiğim bir dizi. Hareketleri ve tiplemeleri biraz abartı bulurdum Lonca’yı görmeden.  Bir de gittik ki…

Balat Bizimdir İdris Kimdir

Bir de gittik ki filmin hiç de abartı olmadığını, sokakların, karakterlerin, yaşam tarzının bırakın abartılmayı az bile yansıtıldığını gördük.  Ben artık orası film platosu gibi olmuştur, her şey değişmiştir derken hiç de öyle olmadığını, gündüz vakti de olsa biraz tırsarak dolaşabildiğimizi anladık.  Orası gerçekten çukurdu ve insanları da filmdeki gibi kahramanlardı.  “Yalnız abla!,  filmdeki villalar burada değil tabi” dedi “çukur” amblemli tişörtleri satan çocuk.   Tam da o sırada (filmi izleyenler bilir) Vartolu’nun çocukluk evinin önündeydik.

“Çukur” Vartolu’nun Evi

Ben birçok mekanı tanıyamıyordum çünkü filmdeki kahve, berber dükkanı, v.b. hepsinin önü kapatılmıştı.

“Çukur” berber

 

“Çukur”da bir Kahve

Tabi filmin şöhretinden yararlanmak isteyen mahalleli de yok değildi ama çok azdı, bu duruma şaşırdım doğrusu.  Aslında film “Çukur”u değiştirememişti. Onca ünlü oyuncu, çekim ekibi gelip filmlerini çekmişler ve oraları olduğu gibi kalmıştı. Ellerinde tesbihleri, “buralar böylece benim oluyor” bakışları ile bıçkın delikanlılar belki biraz daha havalanmışlardı o kadar.  “Bu mekanı bu film için bulan yetkilinin alnından öpeyim” dedim içimden.

“Çukur – Lonca
“Çukur” – Lonca 2

Şansımıza “Çukur” un yani Lonca’nın göbeğinde bir sokak düğünü ya da sanki nişanının içine düşüverdik.  Elinde davul, oynayarak çalan gürbüz delikanlı, elinde mikrofon “Haydi! damat daha hareketli istedi hoppaaa!” diye bağıran bir başkası.  Renkli kıyafetleri ile çılgınca göbek atan davetliler, boynunu eğecek sayıda altınla dolaşan müstakbel gelin ( pembeydi elbisesi – herhalde düğün değil nişandı )…

“Çukur” – Lonca – Çamaşırlar altında bir düğün

… Ama düğün mekanı da olsa,  altlarında eğilerek bile göbek atılıyor olsa, buraların bir damgası olan; bir evden bir eve uzanmış iplerde sıralanmış rengarenk temiz çamaşırlar.

O zaman dans, renk…

Sevgiyle,


Not:

Ben kısa bir Balat gezisinde neler hissettiğimi anlatmaya çalıştım. Yazımda; merdivenli yokuş, birçok restoran, çarşı, yiyecek içecekçi, kiliseler, tarihi mekanlar, camiler, hamamlar, Özel Maraşlı Rum İlköğretim Okulu ( ki bu binayı gördük ve hayranlıkla fotoğrafladık ama içi gezilmiyor) ve yapısıyla ya da tarihiyle özelliği olan ev ve mekana yer veremedim.   Özellikle bu iki site ise Balat’ta gezilecek yerleri ve tarihini çok detaylı ve özenli anlatmış.

Balat ilginizi çektiyse, gezi planınızı yaparken önce mutlaka bunları da okuyun derim.

www.bizevdeyokuz.com
( Bu muhteşem sitede ayrıca Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı‘ndan da bahsedilmiş ki kurucularından biri sevgili teyzem Füsun Ertuğ da olsa henüz ben gidemedim 🙁 –  Bu gezimizde ise kapalıydı.  Türkiye’de kadınların yarattığı eserlerin ortaya çıkarılması ve arşivlenmesi adına muhteşem çalışmalar yaptıklarını biliyorum. Organizasyonlar, seminerler, sergiler, müzayedeler, yayınlar… ) .  Gezinizde buraya da zaman bırakın.  Binası dahi görülmeye değer. http://kadineserleri.org/

cilgingezgin.com 


 

CEVAP VER

GÜVENLİK KODU *